ADALAR GÜMRÜK MÜŞAVİRLİĞİ ŞİRKETLERİ FİRMALARI - +90535 2222 444 Yardım Bilgi İçin Arayın

ADALAR İLÇESİNDE İKAMET EDEN DEĞERLİ MÜŞTERİLERİMİZ İÇİN TÜRKSAN GÜMRÜKLEME OLARAK HİZMETİNİZDEYİZ.

Randevu alınması durumunda İTHALAT İHRACAT bilgilendirmesi için mevzuat uzmanı personelimiz en kısa zamanda görüşmeye gelecektir.

İletişim bilgilerimiz:

Mail: arif@turksangrup.com
Mobil : +905352222444 - whatsapp
TEL: +902126308010 PBX

Adalar hakkında kısa bilgiler :

BÜYÜKADA GÜMRÜK İŞLEMLERİ
Büyükada, yabancılar tarafından Prens Adaları olarak da bilinen İstanbul açıklarındaki adaların en büyüğüdür. Eski adı Prinkipo'dur."Prinkipo" Rumca'da "Prens" anlamına gelmektedir.
Coğrafya
Yüzölçümü 5,4 kilometrekaredir. Kış nüfusu 2000 yılı verilerine göre 7.320 kişidir. Evlerin çoğunun yazlık mahiyetinde olması sebebiyle yaz nüfusu kış nüfusundan çok daha fazladır. Maltepe sahiline uzaklığı 2.300 metredir. Büyükada'da biri güney, diğeri kuzeyde olmak üzere iki tepe bulunur. Güneydeki tepe, 203 metre yükseklikteki Yücetepe'dir. Kuzeydeki tepe ise 164 metre yükseklikteki İsa Tepesi'dir.
Tarihçe
1930 yılında Karacabey mevkiindeki Rum Ortodoks mezarlığı yakınında bulunan ve Büyük İskender'in babası Makedonya kralı II. Filip'e ait altın sikkeleri ihtiva eden Büyükada Definesi, adanın tarihine ilişkin en eski bulgudur. Hepsi 207 altın sikkeden ibaret olan define şu anda İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndedir. Diğer Prens Adaları gibi Büyükada da Bizans döneminde sürgün yeri olarak kullanılmıştır. Adalar, Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'un fethi'nden bir ay önce zaptedilmiştir.
Tarihi yapılar
Adanın en yüksek tepesinde Aya Yorgi Kilisesi ve Aya Yorgi Manastırı bulunmaktadır. Buradaki ilk yapı, M.S. 6. yüzyıl'da inşa edilmiştir. Bu mevkide, bir çok kilise ve manastırın kalıntıları da vardır. Bunlardan bazıları günümüze kadar ulaşmış, bazıları yıkıntı olarak kalmıştır.
İsa Tepesi'nde ise Hristos kilise ve manastırı ile Rum Yetimhanesi bulunmaktadır. Rum Yetimhanesi'nin binası dünyanın en büyük ahşap monoblok yapılarındandır.
Kumsal semtindeki Ayios Dimitrios kilisesi de Büyükada'nın önemli dini yapılarındandır. Adadaki Ortodoks cemaat, büyük ayinlerini burada yapar.
Büyükada'da bulunan 4 camiden mimari bakımdan en dikkat çekeni 2. Abdülhamid tarafından yaptırılan Hamidiye Camii'dir. Mimari açıdan Batı etkisinde inşa edilmiş bulunan mekan, Ada Cami Sokağı'nda bulunmaktadır.
Turizm
Tarihi ve doğal güzellikleriyle yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktalarından biridir. Motorlu taşıtların yasak olduğu (resmi araçlar hariç) adada ulaşım bisiklet ve faytonlarla sağlanır.
Denize girmek isteyenler için dört plajı mevcuttur:
Yörükali Plajı
Prenses Plajı
Nakibey Plajı
Kumsal Plajı
Lev Troçki'nin, Gürcü asıllı Sovyet lideri Stalin tarafından sürgün edildikten sonra 1929-1933 yılları arasında yaşadığı Nizam Mahallesi'ndeki ev ve ünlü yazar Reşat Nuri Güntekin'in Maden Mahallesi'ndeki evi adayı ziyaret edenlerin ilgisini çekmektedir.
Aya Yorgi manastır ve kilisesinin özel bir yeri vardır: Her yıl 23 Nisan ve 24 Eylül günlerinde sayısız insanın 200 metrelik bu tepeyi tırmanıp kiliseye ulaşınca, inancı doğrultusunda dua ettiği, niyet tuttuğu ya da şifa umuduyla siyah cüppeli bir Ortodoks papazdan dua dilediği görülebilir.Uluslararasi Sivil Havacilik Örgütü (ICAO), yolcu uçaklarindaki güvenligi artirmak için önemli bir degisiklige gidiyor. Herkesin kullandigi cep telefonu, fotograf makinasi, tablet ve dizüstü bilgisayarlardaki lityum iyon pillerinin, 1 Nisan’dan itibaren uçak bagajina alinmayacagi açiklandi. Yasak yolculari dogrudan etkilemiyor. Söz konusu yasak, yolcu ve kargo uçaklarinin bagaj bölümünde toplu halde tasinan lityum iyon pillerini kapsiyor.
Yapilan testlerde toplu tasinan piller arasinda bir tek pilin bile bozuk çikmasi, diger pillerin yanmasina ve infilak etmesine sebep oldugu belirtiliyor. Daha önce de sarj olmayan lityum metal pillerin uçaklarda tasinmasi yasaklanmisti. 1 Nisan’dan itibaren geçerli olacak olan yeni yasagin, 2018 yilinin sonuna kadar geçerli olmasi bekleniyor. Yasagin kalkmasi için lityum iyon pillerinin, yanginin önleyecek sekilde paketlenmesi gerektigi açiklandi. Sirketler, özellikle tibbi ve askeri alanlarda kullanilacak olan Lityum iyon pillerinin, uçakla tasinamayacak olmasinin birçok alanda zorluklara sebep olacagini savunuyor.

HEYBELİADA GÜMRÜK İŞLEMLERİ

Heybeliada, İstanbul Prens Adalarının en yeşil adasıdır. Eski ismi, Çamlimani’nda çikan bakir madeninden dolayi “Halki”dir. Türkler tepelerinin biçimine bakarak Heybeliada demislerdir.
En yükseği 140 metreye yaklaşan dört tepesi vardır. İskeleden inilince solda Deniz Lisesi ve ona bağlı binalar uzanır. Bunların arasından geçilerek arkada, Çam Limanı tarafında, şu an faliyeti olmayan Sanatoryum’a gidilir. Şimdi Deniz Kuvvetleri’nin elinde bulunan arazide tarihten kalan iki ilginç eser vardır; birincisi Türkler’in fethinden önce yapılmış son ve Adalar’daki tek Bizans Kilisesi, Kamariotissa’dır. Son İmparatoriçe Maria Komnena’nın yaptırdığı sanılıyor. İstanbul’daki Fener’deki Aya Maria dışında, dört yapraklı yonca modeline göre yapılmış tek kilise budur. Askeri arazide olduğu için özel izin alınmadan görülemiyor. Bu kıyıda Aya Yorgi (Ayios Yeorgios) Manastırı, Çam Limanı’nın batı ucunda Tarik-i Dünya Manastırı vardır.
İkinci ilginç kalıntı bir mezar taşından ibaret. Bu Kraliçe I. Elizabeth’in elçisi Edward Barton’ın mezar taşı. Üzerinde –imla yanlışları da olan- Latince bir kitabe ve Barton’ın aile arması var. İngiltere’nin ve Elizabeth’in Osmanlı sultanına gönderdiği ikinci elçi olan Barton’ın bir süre Tophane’de bir evde kaldığını, ama çevre halkı gece cümbüş gürültüsünden rahatsız olup şikayet ettiği için buradan uzaklaştırıldığını biliyoruz. Gerçekten cümbüşler çok mu gürültülüydü, yoksa o sıralar Türk halkı böyle şeylere hiç mi alışık değildi, bunu o kadar iyi bilmiyoruz.
İskelenin sağında çarşı, meyhane ve kahveler yer alır. Büyük Rum Kilisesi Aya Nikola (Ayios Nikolaos) buradadır. Bazı ilginç ahşap evlerin önünden örneğin İlyasko Yalısı’nın, Hulusi Bey Köşkü’nün (Hacopulos’lar yaptırmıştı), Adalar’da kışın da açık kalan otel Panaroma’nın yanından geçerek yürüyünce, çamlık piknik yerlerine gelinir (o zamandan beri Panaroma kapandı, Hakli Palas ise onarılarak faaliyete geçti). Bunun ilerisinde Değirmen burnu denilen bölge vardır (adı verilen değirmen kalıntıları da ayaktadır). Ada’nın en büyük plajı buradadır.
Fazla yapılaşmamış olan öbür tepede, Ayia Trias Manastırı’yla (bu da Bizans’a uzanır) birlikte Rum Ortodoks Ruhban Okulu vardı. Heybeliada, fetihten bir zaman sonra, Rum nüfusun başlıca dini eğitim merkezi olmuştu (dünyevi eğitim merkezi Fener’de kaldı). Din adamı adayları Yunanistan’dan ve Rumlar’ın bulunduğu her yerden buraya okumaya gelirdi. 1970’lerde Türk hükümetiyle Rum Ortodoks Patrikhanesi (daha doğrusu, Yunanistan) arasındaki bazı anlaşmazlıklardan ötürü bu eğitim durdu. Ortodoks Rum dini kurumlarının yanında 1940’larda yapılmış Beth Yaakov sinagogu da vardır.
Kuzey kıyısında da Hidiv ailesinden Sait Halim’in kardeşi Abbas Halim Paşa’nın konağı halen ayaktadır. Çünkü orası Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın yaşadığı yerdir.
Heybeli yaz-kış nüfusunun en kalabalık, gidiş-gelişin en yoğun olduğu ikinci adadır.
Burgaz deyince akla Sait Faik’in gelmesi gibi Heybeli’nin yazarı da Hüseyin Rahmi’dir.

BURGAZ ADASI GÜMRÜK İŞLEMLERİ

Burgaz Adası, Yunanca adı Αντιγόνη (Antigoni); İstanbul (Prens) Adaları'nın büyüklük olarak üçüncüsü. Yuvarlak biçimdedir ve genişliği yaklaşık 2 kilometredir. Ada üzerindeki tek tepe Bayrak Tepe'dir. Ada (bir kısmı 2003'te yanmış olan) bir kızılçam ormanıyla kaplıdır.
Büyük İskender'in generali, Demetrios'un babası olan Antigone buraya büyük bir kale yaptırmıştır. Ada önce onun adıyla anılmış, sonra Yunanca kale/burç anlamına gelen Burgaz (Pyrgos) adını almıştır. Ortodoks kilisesinin en saygın patriklerinden Metodios'un ikonakırıcılar tarafından adadaki bir mahzende yedi yıl hapsedildiği söylenmektedir. Bugün bu mahzenin üzerinde Ayios İoannis Kilisesi bulunmaktadır. Evliya Çelebi'nin 17.yy'da yazdığnıa göre, ada halkı Rumlardan çok az sayıda da Gürcü ve Ermenilerden oluşmaktadır.
En az 1 kilometre genişliğindeki boğaz Heybeliada'yı Burgaz (Antigoni) Adası'ndan ayırır. Antikçağ yazarları bu adaya Erebinthus, Bizanslı yazarlar ise Therebintos ya da Panormos adını vermişlerdir.
Çağdaş Türk edebiyatının önemli yazarlarından hikâyeci Sait Faik Abasıyanık, hayatının bir bölümünü burada geçirmiştir. Burgaz Adası ve diğer İstanbul Adaları, hikâyelerinde önemli yer tutmuştur. Abasıyanık'ın Burgaz'daki evi, Sait Faik Müzesi adıyla müze haline getirilmiştir.
Burgaz Adası; ağaçlarla kaplı olan Heybeliada ve Kaşık Adası'na baktığı için manzara açısından avantajlıdır. Ada; çam ormanları, sahilleri ve zarif ahşap köşkleriyle de İstanbul'un sevilen bir köşesidir. Güzel ahşap köşklerın en çok saklandığı yerler sahil ve tepenin Kaşıkadası ile Heybeliada'ya bakan eteğindeki sokaklardır. Adanın eski plajına, iskelede vapurdan inildikten sonra sola dönülüp sahil takip edilerek ulaşılır. Bura doğu yönünde ucunda fener bulunan bir bir burun vardır. Günbatımıyla manzarasıyla meşhur olan Kalpazankaya mevkii adanın batı yönündedir. Türkiye'deki ilk kalp paranın burada basıldığı söylenmektedir. 176 m yükseklikteki Bayrak Tepe, adanın güney kıyısından yükselen dik bir yamacın üstündedir. "Hristos Manastırı" bu tepede bulunmaktadır.
1928'de kurulan Burgaz Adası Sanatoryumu, Türkiye'nin en eski sanatoryumlarından biridir.
İstanbul'daki Rumların nüfusunun azalmasıyla birlikte, adadaki Rumların sayısı da çok azalmıştır. Bugün çok az Rum kalmıştır. Buna karşılık, adada İstanbullu Yahudilerin ve Gürcistan Yahudilerinin sayısı artmıştır ve adanın nüfusunun büyük bir oranını Museviler, Ermeniler, Türkler, Aleviler ile az sayıdaki Süryaniler oluşturmaktadır. Ayrıca adada çok minik bir Kürt nüfus da faytonculuk yapmaktadır. Adanın sol yamacındaki Avusturya Lisesi'ne ait binalarda ise Avusturyalı rahip ve rahibeler yaşamaktadır.
Burgaz AdasıBurgaz'da 6 Ekim 2003 büyük bir orman yangını çıkmıştır. Şiddetli lodosla nedeniyle bu yangında önemli miktarda ağaç yanmıştır. Adalıların ve itfaiyenin havadan ve karadan yaptıkları söndürme çalışmaları sonucu, yangın ertesi gün söndürülmüştür. Yangından sadece on gün sonra 450 dönüm arazi üzerinde başlatılan orman yeşertme çalışmalarına İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü, Adalar Belediyesi, sivil toplum örgütleri ve ada halkı katılmıştır. Çalışmalardan büyük ölçüde olumlu sonuç alınmıştır.
Mabetler
Adada sağlam durumda üç Rum Ortodoks kilisesi vardır: Ayios İoannis, Aya Yorgi ve Hristos Manastırı'nın kilisesi. Adanın doğusunda, eskiden Avusturya Lisesi'nin yazlığı olan "Marabetler Yeri"nde Katoliklere ait Sankt Georg Kilisesi bulunmaktadır.
Adadaki ilk cami 1953 yılında, fethin 500. yıldönümü dolayısıyla belediyenin bağışladığı bir arsaya inşa edilmiştir. Adada bir sinagog, bir de cemevi bulunmaktadır.

KINALIADA GÜMRÜK İŞLEMLERİ

Kınalıada, Prens Adaları diye bilinen ada topluluğu içinde İstanbul’a en yakın adadır. Belki de bu yüzden, Bizans döneminde ada sürgünlerinin çoğu buraya getirilmiştir. Bu sürgünlerin en önemlisi Romen Diyojen’dir. Eski adı Proti'dir.
En çıplak adalardan biridir, en az ağaç bu adada görülür. Adı, demir ve bakır madenlerinin etkisiyle kızılımtırak olan toprağının renginden gelir. Tarihi dokusu da çok fakirdir. Adalar’daki tek Ermeni Kilisesi Surp Krikor Lusavoriç'tir. Manastır Tepesi diye bilinen yerde de Rum Ortodoks Hıristos Manastırı vardır. Ada betonlaşmayla adeta İstanbul'un küçük bir kopyası haline geldi.

SEDEF ADASI GÜMRÜK İŞLEMLERİ

Sedef Adası, Adalar'ın yerleşime açık olan en küçük adasıdır. 1.300 x 1.100 metre büyüklüğündedir. Üzerindeki bitki örtüsü uzaktan bakıldığında sedefe benzetildiği için Sedefadası adı verilmiştir. Eskiden tavşanı bol olduğu için Tavşanadası adı da kullanılmıştır. Eski adı Terebinthos'tur. Adanın arka tarafından yerleşik olmayan Tavşan (Balıkçı) Adası ve Büyükada görünebilir.
Sedefadası da, diğer İstanbul adaları gibi Bizans döneminde sürgün yeri olarak kullanılmıştır. Adanın en önemli sürgünlerinden biri, miladi 857 yılında adaya gönderilen Patrik Ignatios'tur. Ignatios, 10 yıl adada çeşitli işkencelere maruz kalarak yaşadıktan sonra, 867 yılında yeniden patrik seçilmiştir.
Ada, 1850'de Tophane Müşiri Fethi Ahmet Paşa'nın mülkiyetine geçmiş, paşa adaya zeytin ağaçları dikmiş ve sebze yetiştirmiştir. Paşa'nın ölümü üzerine ada bakımsız kalmış, 1. Dünya Savaşı sırasında da adanın tüm ağaçları kesilmiştir. İstanbul'un işgali sırasında müttefiklerin eline geçen Yavuz Zırhlısı uzun süre buraya demirlemiştir.
Fethi Ahmet Paşa'nin torunları, adayı seçkin insanların yaşadığı bir yerleşim yeri yapmaya çalışmış, bu amaçla bir konut kooperatif kurmuş, binlerce ağaç diktirmiş ve villalar inşa ettirmişlerdir.

SİVRİ ADA GÜMRÜK İŞLEMLERİ

Sivriada, İstanbul Adalarının en uzakta kalanı olup, sivri bir kayalıktan oluşmuştur. Denizden yüksekliği 90 metredir.
Adada,10. yüzyıldan kalma, bugün sadece bazı kalıntıları mevcut olan bir manastır vardır. Adada ikamet yoktur. Adaya Bizans İmparatorluğu döneminde din adamları ve imparatorlar sürgüne gönderilirdiği rivayet edilmektedir.
Geçtiğimiz yıllarda adadan çıkarılan taşlardan İstanbul mendrekleri ve limanları yapılmıştır.Adadaki taş ocağı terk edilmiştir. Taş ocağının limanı yatçılar için iyi bir haftasonu barınağı oluşturur.Sivriada halk arasında "Hayırsız Ada" olarakta anılır ve bu adamız Marmara denizinde bulunur.

YASSIADA GÜMRÜK İŞLEMLERİ

Yassıada, (Yunanca: Plati). Marmara Denizi'nde İstanbul'a yakın küçük bir ada. Eni 185, boyu 740 metre. Biri sivri, diğeri yassı görünümlü olan iki Hayırsızada'dan yassı olanıdır. Arazisi düzdür, ancak sahilleri genellikle denize dik olarak iner.Burgaz Adası'na 3 mil, Sivriada'ya 1.7 km ve Kadıköy'e 13 km uzaklıktadır.18.3 hektar yüzölçümüne sahiptir.
Doğu Roma İmparatorluğu döneminde 4. yüzyıl'dan itibaren bir sürgün yeri olarak kullanılan Yassıada'ya, Doğu Roma imparatoru Theophilos (829-846) Platea Manastırı diye bir manastır inşa ettirmiştir. 860'ta bu adada sürgün olarak kalan patrik İgnatios adanın tam ortasına bir kilise inşa ettirmiştir. Daha sonraları bu kilisenin altındaki dehlizler zindan olarak kullanıldı. 12. yüzyıl'da Latinlerin ve 15. yüzyıl'da Rusların istilasına uğradı. İstanbul'un Fethi'nden sonra uzun süre adayla ilgilenen olmamıştır. 1859'da adayı satın alan İngiltere'nin İstanbul sefiri Sir Henry Bulwer, sahilde burçları olan kaleye benzer bir bina ile adanın ortasına enteresan bir mimari üslupta, şato büyüklüğünde bir köşk inşa ettirdi.
Heybeliada'da 1872 yılında tüberküloz hastalığından ölen Bulwer 1837 yılında İngiltere'nin İstanbul büyükelçiliği katipliğinde bulunurken önemli bir ticaret anlaşması imzalıyor. Saint Petersburg, Madrid, Washington, Floransa'dan sonra tekrar Mayıs 1858'de İstanbul'a gönderilmiş ve 1865 yılı Ağustos ayına kadar Büyükelçi olarak kaldığı sırada, dört tarafı kayalık, ıssız yeri beğenerek Sultan Abdülmecit'in de onayını alarak Yassıada'yı satın almıştır.
Martıların, kertenkelelerin garipsemeleri arasında, mavnalarla malzemeler, lüks eşyalar taşınarak burada küçük bir şato şeklinde, biri batı tarafında, biri ortada olmak üzere iki bina, limonluk inşa ettiriyor ve asma kütükleri diktirip bahçe kurduruyor. Bahçıvanlardan üretimi sorup duruyor, bir taraftan da misafirlerini karşılıyordu. Bahar ve yaz ayları bitince, İngiliz elçisinde birden sıkıntı görülmeye başlanıyor. Bunun üzerine Londra'da Times gazetesine ilan vererek adayı satışa çıkarıyor. Osmanlı hükümeti için bu hiç de uygun bir davranış değildi. Kendisine epeyce dil döküldükten sonra bu kararından vazgeçiriliyor.
Burada dikkate değer bir rivayet de şudur: inşaat yapılırken lahit içinde çok değerli mücevherler çıkıyor, bunun üzerine Osmanlı hükümeti Bulwer'den adayı bir Türk'e satmasını istiyor.. Bu kez arazi, bahçe, bağ ve binalar Mısır Hidiv'i İsmail Paşanın ilgisini çekiyor ve satın alıyor. Fakat o da, kısa bir süre sonra, bu şehirden uzak olan Yassıada'dan sıkılıyor. Tekrar birkaç bekçi ve martılardan oluşan ıssız günler başlıyor.
1950 yılında Yassıada, bir ailenin özel mülkiyetine geçtikten sonra, o yıl cebri icra yoluyla Maliye hazinesine ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığına devrediliyor. Komutanlık kuzey iskele yanında ki, günümüzde de duran Bulwer'in şato tipi yuvarlak köşkünü muhafaza ederek, subay ve erler için yüksek katlı lojmanlar, spor sahası, tesisler, buz deposu, yemekhane, silahhane gibi bir çok yeni bina yaptırıyor. Deniz kuvvetlerinin motorları erzak ve su taşıyorlar. 1952'de eğitim hizmetlerine açılan Yassada'da 27 Mayıs Darbesi'nden (1960) sonra burada kurulan mahkemelerde Demokrat Partililer yargılanmış ve Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu idama mahkum edilmiştir.[1] Davaya bakan hakim ve savcılar kaldıkları Heybeliada Panaroma otelinden buraya helikopter ile gelip gitmişlerdir. Yassıada Yargılamaları bittikten sonra, ada yeniden Deniz Kuvvetlerine teslim edilmiş ve buradaki eğitim faaliyetleri 1978'e kadar sürmüştür.
Deniz kuvvetleri de burayı boşalttıktan sonra adanın ıssız günleri tekrar başlar.1993'te İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi' için uygun bir çalışma yeri olarak görüldüğünden, enstitü buraya taşınır. Günde iki kez şehir hatları vapurları, hoca ve öğrencileri getirip götürür. Fakat; uzaklık, gerekli ihtiyaçların karşılanmasını zorlaştırdığı için Su ürünleri enstitüsü de 1995'te terk edilmiştir.
Halen adada bir balık çiftliği bulunmaktadır.
İstanbul'a yakın ve deniz trafiğinden uzak olduğu için hafta sonlarında şehirdeki dalış kulüpleri için eğitim alanı oalrak kullanılmaktadır.

KAŞIK ADASI GÜMRÜK İŞLEMLERİ
Marmara Denizi'nde, İstanbul'a bağlı, Burgaz Adasının karşısında kaşığa benzediği için bu isim verilmiş özel mülkiyet elindeki ada. Adaya vapur seferi yoktur. Uzunluğu yaklaşık birkaç yüz metre olan bu ada eskiden sürgün yeri olarak da kullanılmış. Eski adı Pita. Daha sonra evrim geçirip pide adası olarak da anılır. ama daha sonra kaşığa benzeyen görünümündn dolayı kaşık adası olarak anıldı. Bu adanın sahibi 1950'li yıllarda Danon adında bir rum ailesiydi. Daha sonra bu ada bir turizm şirketine satıldı. Bu şirket adaya inşaat yapmak istedi ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi izin vermedi. Şu an bu adada 50 bekçi ve 10-15 köpek var. Bu adada iki küçük ev ve basit liman vardır.

TAVŞAN ADASI GÜMRÜK İŞLEMLERİ

Marmara Denizi'nde Tavşan Adası ya da Neandros Adası denilen ada. Büyükada'nın 1.4 mil kadar güneyinde, eni boyu 90 m olan, ağaçsız, çıplak bir kara parçası.
Öteki Hayırsız Adalar gibi Neandros'ta da adatavşanı çok olduğu için halk bu adaya Tavşan Adası ismini takmıştır. Neandros'un kelime anlamı Yeni Andros'tur. Ege Denizi'deki Yunan adalarından biri olan Andros Adası'ndan göç edip, Heybeliada'ya yerleşmiş olanlar, Heybeliada'da bir koloni oluşturmuşlardı. Hatta Heybeliada'da bugünkü Heybeli Mektebi Sokağı'nın bulunduğu yöreye Androslular Mahallesi denilirdi. Androslular çıktıklarında Büyükada'nın arkasındaki bu küçük adaya kendi adalarının ismini anmak için Yeni Andros anlamına Neandros demişlerdi. Bugün bu adaya Niandros, hatta Yandros da denilmektedir. Haritalardaki resmi adı da Balıkçı Adası'dır.
Neandros'un elverişli bir plajı yoktur. Bizans zamanında taşocağı olarak kullanılmıştır. Adada bir adet manastır harabesi görülebilir.